Yapılar
AKROPOLİS
![]() |
![]() |
Tiyatro
Aspendos’u kuşkusuz meşhur eden en önemli yapı, Akdeniz coğrafyasında antik dönemden günümüze kadar en iyi şekilde korunarak gelmiş, neredeyse bütünüyle ayakta kalmış denilebilecek olan anıtsal Antik Tiyatro binasıdır. MS 160-180 yılları arasında, Roma İmparatoru Marcus Aurelius döneminde inşa edilen bu şaheser, Aspendoslu Theodorus’un oğlu Zenon isimli bir mimar tarafından tasarlanmıştır. Dönemin mühendislik harikası olan yapı, Aulus Curtius Crispinus Arruntianus ve Aulus Curtius Auspicatus Titinnianus isimli kentin yerlisi iki hayırsever kardeş tarafından, Aulus Curtius Crispinus’un vasiyeti üzerine yaptırılarak şehre ve Roma tanrılarına armağan edilmiştir.
Geleneksel Yunan mimarisinin aksine bağımsız bir form sergileyen ancak bir bölümü de doğal yamaca yaslanmış olarak tasarlanan yarım daire planlı, çift cavealı (seyirci alanlı) tiyatro, Roma tipine uygun olarak yarım daire biçimli taş döşemeli bir orkestraya sahiptir. İzleyiciler tiyatroya iki yandaki tonozlu galerilerden (parodos) giriş yapmaktaydı. Caveanın her iki yanında simetrik olarak yerleştirilmiş ikişer geçit daha bulunur. Ayrıca yine iki kanatta yer alan kulelerden orta diazomaya merdivenler aracılığıyla ulaşan girişler mevcuttur. Yaklaşık 7-8 bin kişilik oturma kapasitesi sunan yapıda; caveanın alt kısmında 20, üst kısmında ise 21 oturma sırası bulunmaktadır. Caveanın en üst sınırında ise seyircileri gölgelendiren ve sesi merkeze toplayan, sütun ve kemerlerden oluşan tonozlu görkemli bir galeri uzanır. Tiyatronun en büyüleyici ve heybetli kısmı, iki katlı anıtsal sahne binasıdır (scaenae frons). Günümüze eksiksiz ulaşan bu duvar; sütunlar, nişler ve heykellerin yanı sıra çok zengin mimari bezemelerle süslüydü. Sanatçıların sahneye çıkması için bu duvarda beş adet kapı açıklığı yer alır ve yanlara doğru kapılar küçülür. Sahne binası ile caveanın bir bütün olarak kompakt tasarlanması, dış sesleri keserek içeride kusursuz bir akustik yaratır.
Tiyatro, bu olağanüstü iyi korunagelmiş durumunu; hem bu kompakt mimari düzenlemenin yanı sıra MS 13. yüzyılda Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad (1220-1237) tarafından bazı eklemelerle bir saray ve kervansaray olarak özenle kullanılmasına borçludur. Bu döneme ilişkin arkeolojik kanıtları sahne binasının dışına eklenen selamlık kulesi ve ana giriş kapısı ile iç tarafta yer alan, çeşitli geometrik motiflerin işlendiği boyalı sıvalarda görmek mümkündür.
Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikle ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1930’daki ziyaretiyle sanatsal işlevini yeniden kazanan bu eşsiz miras, günümüzde de uluslararası festivallere ev sahipliği yapmaya devam etmektedir. Bu abidevi yapı, Aspendos Su Kemerleri gibi 2015 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’nde kendine yer bulmuştur.
![]() |
![]() |
Agora
Hellenistik Dönem’de, kentin kurulu olduğu akropol tepesinin tam merkezine, yaklaşık 50×70 m ölçülerinde ve simetrik bir düzenlemeyle inşa edilen Aspendos Agorası, asırlar boyunca kentin ticari, sosyal ve politik işlevlerinin odak noktası olmuştur. Klasik agora şemalarından farklı olarak burası, sadece stoalı dükkânlardan ibaret olmayan, çok katmanlı bir mimari organizasyonla teraslanarak tasarlanmıştır.
Roma İmparatorluk Dönemi’yle birlikte yerleşim terasları genişletilmiş, meydanın etrafı görkemli anıtsal yapılarla taçlandırılmıştır. Agoraya adım atan bir antik dönem insanı; batı kesimde yükselen İki Katlı Dükkânlar ve Stoa Kompleksi’nden gelen zanaatkâr seslerini işitir, doğudaki Hellenistik Market Binası’nda hem kentin öz gücüyle yaratılan ürünleri hem de Akdeniz’in dört bir yanından gelen malları incelerdi. Zamanla idari ve dini bir merkez olan bu doğu kanadını kapatan anıtsal yapılaşma, önce Roma Dönemi’nde Devlet Bazilikası ardından da Hıristiyanlığın yayılmasıyla (MS 5. yüzyıl) birlikte kilise işleviyle kentin inanç merkezi haline gelmiştir.
Agora meydanının kuzeyinde yükselen Anıtsal Çeşme (Nymphaion), serinletici su sesleriyle agoradaki kalabalığa ferahlık verirken, hemen arka paralelindeki Bouleuterion (Meclis Binası) kent aristokratlarının, yurttaş temsilcilerinin toplandığı ve Aspendos’un geleceğine yön veren kararların alındığı politik bir meclis kimliğindeydi. Roma İmparatorluğu’nun ihtişamını yansıtan bu meydanda, sabahın erken saatlerinde başlayan ticaret, öğle vaktinde yerini meclisten çıkan siyasi tartışmalara ve çeşme başındaki gündelik sohbetlere bırakırdı. Hellenistik kökleri üzerine yükselen, Roma İmparatorluk Dönemi’nde anıtsal bir görünüm kazanan Aspendos Agorası, günümüzdeki korunma durumuyla da antik dünyanın Pamphylia Bölgesi’ndeki temsilciliğini üstlenen, kamusal dehasını ve toplumsal enerjisini ziyaretçilerine hissettiren arkeolojik miraslardan biridir.
![]() |
![]() |
İki Katlı Dükkanlar / Stoa Kompleksi
Agora’nın batı kenarı boyunca uzanan İki Katlı Dükkânlar / Stoa Kompleksi, Aspendos’un ticaret yaşamının öncü yapılarından bir tanesidir. MÖ 1. yüzyıl içinde inşa edilen bu anıtsal yapı, kentin ekonomik faaliyetlerini desteklemek ve kamusal ihtiyaçlara hizmet etmek amacıyla planlanmıştır. Yaklaşık 16,50 × 72,50 m ölçülerindeki kompleks, anıtsal ölçeği ve mimari düzeniyle kentin ayrıt edici ticari nitelikli kamu yapılarındandır.
Yapı, her biri yaklaşık 4 × 9 m ölçülerinde planlanmış 15 ayrı dükkândan oluşmaktadır. Dükkânların önünde uzanan stoa (üstü örtülü sütunlu galeri), ziyaretçilere güneş ve yağmurdan korunan bir dolaşım alanı sunarken, aynı zamanda ticari faaliyetlere canlılık kazandırmıştır. Sütunlu bir galeriye sahip olan bu yapının (stoa) zemininde yer alan geometrik desenli mozaikler, kompleksin genel tasarımıyla kusursuz bir uyum sağlayarak mekânın mimari bütünlüğünü tamamlamaktadır. Dükkânların hemen arkasında, kuzey-güney ekseni boyunca uzayıp giden oldukça geniş bir depolama alanı mevcuttur. Bu alanın üzerinde ise insanların yürüyüp geçebileceği ikinci bir sütunlu galeri (stoa) bulunur. Fakat bu arka galeri, yapının ana vitrini sayılan ön cephedekine kıyasla daha alçak bir tavan yapısına sahiptir. Depolama bölümüne yalnızca birinci ve on beşinci dükkânlardan ulaşılabilmektedir.
MS 262 yılında Aspendos’ta büyük yıkıma neden olduğu değerlendirilen deprem, bu yapıda da ciddi hasara yol açmış ve anılan kompleks bir daha eski işleviyle kullanılmamıştır. Daha sonraki dönemlerde alanın büyük ölçüde moloz dolgu ve atık birikim alanına çevrildiği anlaşılmaktadır.
Kazılar, yapının yalnızca Roma Dönemi’ne değil, daha erken dönemlere de ışık tuttuğunu göstermektedir. Dükkân 15’te Geç Kalkolitik Dönem’e (MÖ 4000-3200) ait seramikler ile Dükkân 14’te Hellenistik Dönem’e tarihlenen bir sarnıç tespit edilmiştir. Ayrıca aynı dükkân içerisinde, Erken Roma İmparatorluk Dönemi’ne tarihlendirilen olası bir heykel onarım atölyesine işaret eden bulgular da kayda geçirilmiştir. Dükkân 3’te açığa çıkarılan iki ayrı Hellence yazıt, antik kentin yönetimsel organizasyonuna dair yeni veriler sunmaktadır. Bu metinlerde dönemin yerel yöneticileri konumundaki ‘belediye başkanları’ ve onların mühürdarlarına dair yer alan ifadeler, kentin idari ve bürokratik yapısını daha net anlamamıza olanak tanımaktadır. Dolayısıyla Agoradaki idari denetimlerin buradaki resmi ofislerden yapıldığı, şehirdeki ekonomik hayata yön verildiği sonucuna varılmıştır.
Söz konusu bulgular, İki Katlı Dükkânlar / Stoa Kompleksi’nin yalnızca alışveriş yapılan bir ticaret noktası olmadığını; üretim, tedarik ve depolama bağlamında da temel işlevleri yerine getirmesiyle öne çıkmaktadır. Bu bağlamda, İki Katlı Dükkânlar/Stoa Kompleksi’nde bulunan Fenike sikkesi ile cam alabastron örnekleri, Aspendos’un Suriye-Filistin coğrafyası başta olmak üzere Doğu Akdeniz’in deniz aşırı ticaret ağlarıyla güçlü ilişkiler kurduğunu ortaya koymaktadır.
![]() |
![]() |
![]() |
Roma Villası (Domus)
Agora’nın güneybatısında yer alan Roma Villası (Domus), kentsel yaşamın sivil ve ticari işlevlerine hizmet etmiştir. Roma Dönemi’nin karakteristik villa plan sistemine uygun olarak ve üç katlı tasarlanan yapıya A Yapısı Sokağı’ndan üç basamaklı tabanı mozaikli bir portiko ile ulaşılmaktadır. 17 m uzunluğundaki portikonun mozaik tabanı zengin geometrik bezemeleriyle ön plana çıkmaktadır. Ön cephesinde portikoya açılan üç adet girişi bulunmaktadır. İki yanda yer alan girişler dükkan (taberna) işlevindedir. Merkezdeki giriş ise villanın hol (vestibulum) bölümüne açılmaktadır. Tabanı boydan boya mozaikle kaplı bu bölümde, villanın su ihtiyacını karşılamak için mekanın batı duvarının içine yapılan sarnıç tüm çalışma sistemiyle günümüze kadar ulaşan özel bir alandır.
Vestibulum ile güney dükkan arasına konumlandırılan küçük oda olasılıkla dükkana ait bir depo olarak kullanılmıştır. Vestibulumdan merdivenlerle çıkılan yine tabanı mozaikli sahanlık aracılığıyla üst terastaki sütunlu avlu (atrium) bölümüne ulaşılmaktadır. Farklı yapım evrelerinin saptandığı atriumun havuz duvarlarının arasına yapılan sütunlar son kullanım evresindeki bir deprem sonucu havuzun içine ve etrafına dağılmış olarak bulunmuş ve aslına uygun şekilde onarımları yapılmıştır. Yapının atriumu ile güney dükkan arasındaki bölüme konumlandırılan yan yana iki mekan muhtemelen yatak odası (cubiculum) olarak işlevlendirilmiştir. Yine atrium bölümünün batısında büyük salon, salonun hemen batısında peristylli bir avlu ile burayı çevreleyen farklı işlevlere sahip odalar bulunmaktadır. Mekanların duvarlarında görülen boyalı sıva örnekleri, yapı kompleksinin mekan içi düzenlemesinde duvarların renkli fresklerle kaplı olduğunu göstermektedir. 50×18 m ölçülerindeki bölümü ortaya çıkarılan villanın güneye doğru uzanan mekanlarının kazılması ilerleyen dönemlerde planlanmaktadır.
![]() |
Anıtsal Çeşme (Nymphaion)
Aspendos’un kamusal yaşamında kayda değer bir yere sahip olan Anıtsal Çeşme (Nymphaion), Agora’nın kuzey sınırında yer almakta ve kentin su dağıtım sisteminin en dikkat çekici yapılarından birini oluşturmaktadır. Bu anıtsal yapı, Roma İmparatorluk Dönemi’nde (MS 2. yüzyılın ikinci yarısı) inşa edilmiş ve görkemli mimarisiyle bir meydan çeşmesi olarak hizmet vermiştir.
Günümüzde büyük ölçüde ayakta kalmayı başaran iki katlı yapı, hem işlevsel hem de anıtsal özellikleriyle kent sakinlerinin günlük yaşamında önemli bir rol üstlenmiştir. Bu abidevi çeşme, 32,60 m uzunluğa, 8,25 m derinliğe ve yaklaşık 15 m yüksekliğe sahiptir. İkinci kat seviyesine kadar konglomera kesme blok taşlarla inşa edilen taşıyıcı beden duvarıyla birlikte, ana yapının önüne entegre edilen havuz bölümü kısmen koruna gelmiştir. Yapının alt ve üst katlarında beşer adet niş yer almakta olup, merkezde bulunan nişler diğerlerinden daha geniş ölçülerde tasarlanmıştır. Bu düzenleme, yapının simetrik ve etkileyici cephe görünümünü güçlendirmektedir. Cepheyi oluşturan mimari elemanlar ve bezemeli mermer bloklar, üstün Roma mimarisinin estetik anlayışını yansıtmaktadır. Nişlerde yer aldığı düşünülen tanrı-tanrıça, imparator veya kent ileri gelenlerine ait heykeller, yapıya ait tasvir programının görsel zenginliğini artırırken, aynı zamanda kentin siyasi ve kültürel kimliğini de vurgulamaktaydı. Anıtsal Çeşme’ye su, kentin gelişmiş su sistemi aracılığıyla ulaştırılmıştır. Su, kemerlerle taşınarak özel olarak inşa edilmiş kanallar vasıtasıyla yapıya getirilmiş ve buradan çeşme havuzlarına dağıtılmıştır. Böylece yapı yalnızca bir su temin noktası değil, aynı zamanda kent yaşamının sosyal buluşma alanlarından biri olarak hizmet vermiştir.
Aspendos Nymphaionu; mimari kurgusu, kentsel konteksti, bezemeleri ve su kemerlerinin inşası ya da onarımına işaret eden yazıta dayanarak MS 2. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenmiştir. Yapıda görülen bezemeli mimari bloklar, Pamphylia’da Roma imparatorlarından Marcus Aurelius (MS 161-180) dönemine tarihlenen emsalleriyle ilişkilendirilmiştir. Bununla birlikte, günümüzde gözlemlenen birtakım mimari düzenlemeler, yapının sonraki dönemlerde kapsamlı bir tadilat geçirdiğini göstermektedir. Bu durum, Anıtsal Çeşme’nin uzun yıllar boyunca kullanıldığını ve Aspendos’un değişen ihtiyaçlarına uyum sağlayarak varlığını sürdürdüğünü ortaya koymaktadır.
![]() |
![]() |
Bouleuterion (Meclis Binası)
Aspendos’un kamusal merkezinde yer alan Bouleuterion (Meclis Binası), Anıtsal Çeşme’nin kuzeyinde, Roma Devlet Bazilikası ile Forum’un arasında konumlanmaktadır ve ana hatlarıyla 45 x 35 m boyutlarındadır. Doğu-batı doğrultusunda, yarım daire planlı olarak tasarlanan yapının ana girişi batı cephesinde yer almakta ve Forum meydanına açılmaktadır. Meclis Binasının apsidal bölümü dış cephede dikine yerleştirilmiş payandalarla desteklenmiş, böylece hem yapısal dayanıklılığı artırılmış hem de anıtsal görünümü güçlendirilmiştir. Kent yönetiminde önemli kararların alındığı meclis toplantılarına ev sahipliği yapan Bouleuterion’un inşası olasılıkla Hellenistik Dönem’e kadar inmektedir. Bununla birlikte esas şeklini Roma İmparatorluk Dönemi’nde almış olup, daha sonraki süreçte çeşitli değişikliklere uğramıştır. Gerçekleştirilen mimari gözlemler ile epigrafik değerlendirmeler, yapının muhtemelen MS 3. yüzyılda müzik dinletileri, şiir okumaları ve çeşitli sanatsal etkinliklerin gerçekleştirildiği bir Odeion olarak kullanılmaya başlandığını göstermektedir. Ön cephede bulunan dikdörtgen planlı avlu ve sunak alanı, yapının yalnızca siyasi değil, aynı zamanda törensel işlevler de üstlendiğine işaret etmektedir. Giriş bölümünde yer alan onurlandırma yazıtları, kentin önde gelen kişilere, hayırseverlere ve yöneticilerine verilen öneme tanıklık eden epigrafik belgelerdir. Yapının MS 2.-3. yüzyıllara tarihlenen kullanım evresine ait oturma basamakları günümüze ulaşmamıştır. Bu durum, oturma düzeninin taş yerine ahşap malzemeden inşa edilmiş olabileceğini düşündürmektedir. Bouleuterion – Odeion, Aspendos’un siyasi, sosyo-kültürel ve sanatsal yaşamının kalbinin attığı odak merkezlerden biri olarak kentin gelişim sürecine şahitlik eden özel yapılardan biridir.
![]() |
![]() |
![]() |
Forum
Güneş Akropol’ün üzerinden yükselirken, Aspendos Forumu kentin en canlı, en hareketli kamusal meydanı olarak güne uyanırdı. Agoranın hemen kuzeyinde, kent meclisi olan bouleuterionun batı bitişiğinde yer alan bu ikincil anıtsal meydan; yaklaşık 53×37 metre ölçülerindeki dikdörtgen planıyla sadece şehircilik uygulamaları bakımından örnek bir merkez değil, aynı zamanda Aspendos’un siyasi, hukuki ve sosyal yaşamının Agoradan sonraki durağıydı. Üç basamakla yükselen, kuzey, güney ve batı kenarları çevreleyen yaklaşık 10 metre genişliğindeki sütunlu galeriler (revaklar), antik dönem halkını Akdeniz’in yakıcı güneşinden ve şiddetli yağmurlarından koruyan birer sığınaktı. Beşik çatıyı taşıyan sütun sıralarının gölgesinde filozoflar tartışır, tüccarlar anlaşmalar yapar, politikacılar ise halkı etkileyecek retorikleriyle hitabetlerde bulunurdu. Forum Batı Portik üzerindeki merdivenlerle yüksek terasa geçiş sağlanmaktayken, anılan sütunlu galerinin Forum meydanına açılan bölümünde ise döneminde bir Roma heykel grubu ihtişamla yükselmekteydi. Bu heykel grubu özelinde, estetiğin gücü propaganda yansımalarıyla birleştirilerek imparatorluğun gücünü ve kentin prestijini buradaki her vatandaşa hissettirirdi. Meydanın merkezine yerleştirilen ve olasılıkla imparator heykelini taşıyan dörtgen ana kaide platformu bir diğer sanat eseriydi.
MS 262 yılında yaşanan ve Aspendos’ta ciddi yıkıma yol açan büyük deprem, bu canlı meydanı sessizliğe gömdü. Ancak kent halkı pes etmedi. Arkeolojik kazılardan elde edilen seramik ve sikke buluntuları, Forum’un bu yıkımdan sonra küllerinden doğduğunu göstermektedir. Bugün gözlemlenen mimari düzenleme, yaşanan deprem sonrasında, MS 3. ve 5. yüzyıllarda yapılan büyük yenileme çalışmalarının bir sonucudur. Sonraki yaşam evrelerinde farklı kent hikayelerine kapı açan Aspendos Forumu, toplumsal hafızanın simgelerinden biri olarak zamana meydan okumaya devam etmekte, ziyaretçilerini büyülemeyi sürdürmektedir.
![]() |
Helenistik Market Binası
Agora’nın doğu kenarında yer alan Hellenistik Market Binası, Aspendos’un MÖ 2. yüzyılda planlanan şehir merkezinin erken dönem kamusal yapılarından biridir. Ticari yaşamı düzenlemek amacıyla inşa edilen bu anıtsal yapı, Hellenistik Dönem’de agorayı çevreleyen mimari düzenin temel öğelerinden birini oluşturmuştur. Yaklaşık 105 × 27 metre ölçülerindeki yapı, teras duvarına yaslanan çok katlı planıyla, Batı ve Güneybatı Anadolu’da görülen Hellenistik market yapılarının seçkin örnekleri arasında yer almaktadır. Yapının mimarisi, agoraya açılan geniş dolaşım alanları ile bunların gerisinde yer alan kapalı mekânlardan oluşmaktadır. Bu planlama, ticari faaliyetlerin yanı sıra depolama, mal dağıtımı ve kamusal dolaşımın birlikte yürütüldüğü çok işlevli bir kullanım düzenine işaret etmektedir. Günümüzde “market binası” olarak adlandırılsa da Küçük Asya’da benzer yapılar üzerine yürütülen güncel araştırmalar, bu tür yapıların yalnızca alışveriş yapılan alanlar olmayıp kent ekonomisinin yönetildiği ve ticaretin organize edildiği kamusal merkezler olarak da kullanılmış olabileceğini göstermektedir. Roma İmparatorluk Dönemi’nde Aspendos’un büyümesiyle birlikte yapı önemli bir dönüşüm geçirmiştir. Mevcut Hellenistik yapının bir bölümü korunmuş, üzerine ve doğuya doğru genişletilerek anıtsal Roma Devlet Bazilikası inşa edilmiştir.
![]() |
![]() |
![]() |
Roma Devlet Bazilikası
Agora’nın doğu kenarında yer alan Roma Devlet Bazilikası (basilica civilis), yaklaşık 105 × 27 m ölçülerinde olup Aspendos’un en anıtsal kamu yapılarından biridir. MS 1. yüzyılda inşa edildiği düşünülen yapı, kısmen Hellenistik Dönem’e ait çok katlı Market Binası üzerine oturtulmuş, doğu yönünde genişletilmiş ve devasa tonozlarla desteklenmiştir. Üç nefli plan şemasına sahip bazilika, kuzey-güney ekseninde konumlandırılmıştır. Yapının güney ve kuzeyine karşılıklı olarak konuşlandırılan anıtsal merdivenlerle devlet bazilikasına erişim sağlanmaktadır.
Günümüze çatı örtüsüne kadar 16.85 m yüksekliği kısmen sağlam ulaşan anıtsal Vestibulum (ön giriş), yapının ana mimari unsurlarındandır. Vestibulum, bazilikaya girişi sağlayan geçiş ve karşılama alanıdır. Kent merkezi ile bazilika arasında kamusal dolaşımı düzenleyen bir ara mekân görevi görür. Anıtsal giriş niteliği taşıdığı için mimari olarak özenle düzenlenmiştir. Aspendos’taki bu yapının nişlerinde, dönemin imparatorlarına, kentin önde gelen seçkinlerine veya onurlandırılan önemli kişilere ait heykellerin sergilendiği düşünülmektedir. Bu alanda gerçekleştirilen kazılarda gün yüzüne çıkarılan İmparator Traianus (MS 98-117) heykeli, bu durumu kanıtlayan en somut örnektir.
Plan düzeni, tonoz sistemi ve süsleme özellikleri yapının MS 1. yüzyılda inşa edildiğini göstermektedir. Küçük Asya’da benzeri az bulunan örneklerden biri olan bu abidevi bina, Aspendos’un Roma Dönemi’ndeki kentsel prestijini ve diğer kentlerle olan rekabetini yansıtan anıtsal eserlerdendir. Hıristiyanlık Dönemi’nde bazilika kiliseye dönüştürülerek yeniden işlevlendirilmiştir. Bu süreçte güney uçta orta nef aksında bir apsis eklenmiş, kuzeydeki vestibulum ise muhtemelen din adamlarının kullanımına ayrılmıştır. Arkeolojik veriler, yapının kilise olarak MS 12. yüzyıl sonlarına kadar kullanıldığını göstermektedir. Roma Devlet Bazilikası, hem Roma kamu mimarisinin seçkin bir örneği hem de erken Hıristiyanlık dönemine geçiş sürecini belgeleyen iyi korunmuş bir kültür mirasıdır.
![]() |
Bazilika Güneydoğu Merdivenleri
2024 yılı kazı sezonunda ortaya çıkarılmaya başlayan Bazilika Güneydoğu Merdivenleri, Agora’nın doğu kenarını sınırlandıran 105×27 m ölçülerindeki Roma Devlet Bazilikası’nın güneydoğu köşesine konumlandırılmıştır. Söz konusu merdivenler, Kuzeydoğu Merdivenleri’nin tam karşısına yapılmıştır. Merdivenlerin doğu kanadını yüzeyi tıraşlanarak düzlenmiş ana kaya, batısını ise Roma Devlet Bazilikası sınırlandırmaktadır. Son dönem kazı çalışmalarında, güneyden kuzeye doğru platform ve merdiven sistemi yerinde korunmuş olarak ortaya çıkarılmış. Platformu oluşturan blokların 20×7 m’lik bir bölümü neredeyse bozulmadan korunarak gelmiştir. Üç sıra platformdan sonra daha dik olan bölümü basamaklarla tamamlanmıştır. Roma İmparatorluk Dönemi’nde yapılan merdivenler Geç Antik Dönem’e kadar kullanılmıştır.
![]() |
![]() |
Bazilika Kuzeydoğu Merdivenleri
Hellenistik Dönem’e ait Market Binası’nın, Roma Dönemi’nde Devlet Bazilikası’na dönüştürülmesi evresinde yapının doğu cephesine yan yana üç büyük tonoz inşa edilmiştir. İlerleyen kullanım evrelerinde ise en kuzeyde yer alan üçüncü tonozun girişi kapatılarak bu alanda yeni mimari düzenlemelere gidilmiştir.
Söz konusu tonozun önünde, yapının doğu kenarına paralel ve bitişik olarak uzanan 30 metre uzunluğunda anıtsal bir merdiven sistemi yer almaktadır. Dik arazi eğimini yaya dolaşımına uygun hale getirmek amacıyla tasarlanan bu mimari öge, birbirini takip eden basamak ve platformlardan oluşmaktadır. Ana kayaya kadar inen merdiven sisteminin genişliği, topoğrafyanın ve çevredeki yapıların durumuna bağlı olarak yer yer 5 metreye ulaşmaktadır.
Tonozlu Mekân
Kuzeydoğu Merdivenleri’nin dördüncü terasında, doğrudan merdiven ve platform sisteminin üzerine inşa edilmiş tonozlu bir mekân yer almaktadır. Arkeolojik buluntular, bu mekânın, MS 262 yılında yaşanan depremi takiben inşa edilen merdiven sisteminin doğu kenarına konumlandırıldığını ortaya koymaktadır. Tonozlu mekânın içinde gün yüzüne çıkarılan tam ve tama yakın formdaki seramik kaplar, bu alanın günlük kullanımdan ziyade törensel ritüeller için kullanıldığını düşündürmektedir. Yapının, kentin yönetimiyle ilişkili olan Devlet Bazilikası’na yakın konumu da bu görüşü desteklemektedir.
Mekân; ana kayaya oyulmuş bir giriş yolu (dromos) ile bağlayıcı malzeme olarak kireç harcının kullanıldığı tuğla örgü tonozlu bir bölümden oluşmaktadır. Giriş yoluyla birlikte toplam uzunluğu 3.44 m, genişliği ise 60 cm olan yapının doğusunda ise temeli ana kayaya oturan dikdörtgen planlı bir depolama birim daha bulunmaktadır. Söz konusu depolama biriminin tabanı üzerinde, yerinde korunmuş üç adet pithos (küp) saptanmıştır.
Tapınak
Aspendos’un görkemli silüetini taçlandıran bu alanda, kentin önde gelen mabetlerinden biri konuşlandırılmıştır. Doğu Kapısı’nın hemen kuzeyinde, Akropolis’in ovaya bütünüyle hâkim olan en yüksek noktasında yer alan bu tapınak, yüzeyi mimari bir ustalıkla düzlenmiş kayalık bir teras üzerine, kuzey-güney doğrultusunda konumlandırılmıştır.
Günümüze yapıdan geriye yalnızca, tapınağı yükselten anıtsal podyumu ve kutsal alanı (kutsal avluyu) dış dünyadan ayıran temenos (çevre duvarı) kalıntılarının bir bölümü ulaşabilmiştir. Bununla birlikte, terasın güney bitiminde tapınağa ait dörtgen planlı altarın temel blokları dikkati çekmektedir. Hellenistik Dönem geleneği üzerine Roma mimari anlayışıyla revize edilen bu yükseltilmiş podyum sistemi, yapının antik çağda kentin dört bir yanından ufuk çizgisine hâkim, manevi gücü simgeleyen ihtişamlı bir görünüme sahip olduğunu kanıtlamaktadır.
Bölgede gün yüzüne çıkarılan Hellenistik Dönem’e ait tarihi bir kitabede, Aspendos’ta görkemli bir “Artemis Tapınağı”nın varlığından açıkça söz edilmektedir. Günümüze ulaşan mimari buluntuların kısıtlı olması nedeniyle bu podyumun, yazıtta adı geçen Artemis Tapınağı’na ait olup olmadığı arkeolojik olarak henüz kesinleşmemiştir. Buna karşın, tapınağın Akropolis üzerindeki bu ayrıcalıklı ve hâkim konumu, buranın kentin baş tanrısına veya tanrıçasına adanmış ana tapınım alanı olduğunu göstermektedir.
![]() |
![]() |
![]() |
Caddeler ve Sokaklar
Agora’yı çevreleyen yapıların etrafı, cadde ve sokak ağı ile bütünleşmiş bir kent dokusu oluşturmaktadır. Son yıllarda yürütülen kazı çalışmaları, bu ulaşım sistemini büyük ölçüde görünür hale getirmiş, kentsel dolaşım güzergâhlarının anlaşılmasını sağlamıştır.
Agora Güney Caddesi, doğu-batı aksında konumlanmış olup, İki Katlı Dükkanlar/Stoa Kompleksi’nin güney bitişiğinde yer almakta ve Agora’yı doğu tarafından kent sistemine entegre etmektedir. Aynı zamanda A Yapısı Sokağı ile Batı Caddesi arasında bağlantı sağlayan önemli bir ulaşım hattıdır. Cadde, dörtgen formlu çoğunlukla kumtaşı plakalarla döşenmiş olup, altında gelişkin bir kanalizasyon sistemi bulunmaktadır. Caddenin mevcut genişliği 4 ila 5 metre arasında değişmektedir. Roma İmparatorluk Dönemi’ne ait özgün döşeme taşlarının korunduğu bölümün yanı sıra, batı kısmında Geç Roma Dönemi’nde yapılan düzenlemeler tespit edilmiştir. Arkeolojik gözlemler, bu bölümde cadde MS 5. yüzyılın sonuna kadar kullanılmaya devam ettiğini kanıtlamaktadır. Yenilenen kısım ise dikdörtgen konglomera bloklarla döşenmiştir. Kullanımın son evrelerinde inşa edilen büyük boyutlu bir yapı nedeniyle cadde genişliği daraltılmıştır. Güney Cadde’nin Agora Batı Caddesi ile kesişim noktasının döşeme alt kotunda Hellenistik Dönem’e tarihlenen bir sarnıç da ortaya çıkarılmıştır.
Batı Caddesi, Aspendos antik kentinde kuzey-güney ekseninde uzanmakta olup, İki Katlı Dükkânlar/Stoa Kompleksi’nin batı bitişiğinde bulunmaktadır. Agorayla ilişkili ana dolaşım ağının önemli bir parçasını oluşturan cadde, yerleşimin mekân organizasyonunda ticari ve kamusal alanlar arasında bağlantı sağlamaktadır. 72 m uzunluğundaki cadde, konglomera bloklarla döşenmiş taban yapısına sahiptir. Caddenin en geniş kesimi güney bölümünde 10 m’ye ulaşmakta, kuzey yönüne doğru ise daralan bir plan düzeni göstermektedir. Geç Roma Dönemi’nde gerçekleştirilen müdahaleler sonucunda cadde genişliği güneyden kuzeye doğru belirgin biçimde daraltılmıştır. Caddenin güney çıkışı, topografik koşullar dikkate alınarak hafif bir eğimle Agora Güney Caddesi’ne ulaşacak şekilde düzenlenmiştir.
Agora Kuzey Caddesi, İki Katlı Dükkanlar/Stoa Kompleksi’nin kuzeyini, Forum’un güneyini, Nymphaion’un (Anıtsal Çeşme) ise batı yönünü çevrelemektedir. Caddenin kuzey-güney yönünde genişliği 4 ila 5 m arasında olup, doğu-batı aksında 11 m’lik bir bölümü gün yüzüne çıkarılmıştır. Söz konusu caddenin güney kanadını İki Katlı Dükkanlar/Stoa Kompleksi sınırlandırmaktadır. Caddenin ortaya çıkarılan bölümündeki kot farkı dikkate alındığında, yapıldığı alanın topografik yapısından dolayı, batıdan doğuya doğru eğimli biçimde tasarlandığı anlaşılmaktadır. Taban döşemeleri kumtaşından dörtgen plakalarla kaplanmış olup, aynı zamanda caddenin altında Agora Güney Caddesi’nde tespit edildiği gibi bir kanal sistemi mevcuttu. Döşemenin yapım tekniğinin yanı sıra, kazı buluntuları dikkate alındığında, ilk yapım evresinin Roma İmparatorluk Dönemi olduğu ve MS 5. yüzyılın sonuna kadar kesintisiz hizmet verdiği anlaşılmıştır.
Kuzey-güney doğrultusunda uzanan A Yapısı Sokağı, Roma Villası’nın (Domus) doğusunda kalan ve kuzeyindeki Agora Güney Caddesi’ne bağlanan ara bir arterdir. Güneye doğru küçülen sokağın en geniş kısmı 7.80 m, en dar kısmı 3 m iken, görünürdeki uzunluğu ise 17.80 m’ye varmaktadır. MS 4. ve 5. yüzyılda yapılan yenileme çalışmaları neticesinde, alt yapısında tespit edilen künk sisteminin ilave edilmesiyle döşeme taşlarının büyük oranda söküldüğü saptanmıştır.
Tiyatro Caddesi
Tiyatro Caddesi, Aspendos Antik Kenti’nin aşağı şehir ile akropolis üzerinde yer alan yukarı şehir kesimini birbirine bağlayan başlıca ulaşım akslarından biridir. Kent içi dolaşımın omurgasını oluşturan bu cadde, aynı zamanda kamusal yapılar arasında doğrudan bağlantı sağlayarak şehircilik organizasyonunda kritik bir rol üstlenmiştir.
Akropolisin doğal topoğrafyasına uyum sağlayacak şekilde planlanan güzergâh, Forum’dan ayrıldıktan sonra Anıtsal Kapı’ya ulaşır. Buradan doğuya yönelerek Roma Devlet Bazilikası ile Tapınak arasında yer alan dar vadiden geçer ve Doğu Meydanı’nın batısındaki anıtsal giriş kapısına bağlanır. Yol, Doğu Meydanı ve Doğu Sur Kapısı’nı geçtikten sonra tiyatronun bulunduğu kesime kadar devam eder. Böylece Aspendos’un idari, dini ve sosyal işlevlere sahip yapılarını tek bir ana ulaşım hattı üzerinde birbirine bağlanmaktadır.
Bugüne kadar gerçekleştirilen kazı çalışmaları sonucunda caddenin yaklaşık 340 metrelik bölümü ortaya çıkarılmıştır. Forum ile Doğu Meydanı arasındaki kesimde yol genişliği 3-5 m arasında değişirken; topoğrafyanın düzleştiği Doğu Sur Kapısı’nın dışında bu genişlik 6-8 m’ye ulaşmaktadır. Hat genişliğindeki bu değişim, yolun geçtiği doğal arazi koşullarına bağlı olarak ve sonraki dönemlerde eklenen yeni birimler sebebiyle gerçekleşmiş olmalıdır. Caddenin dikkat çekici mühendislik uygulamalarından biri de yol döşemesinin altında uzanan kanalizasyon sistemidir. Yaklaşık 1,5 metre derinliğinde ve 1 metre genişliğindeki bu altyapı atık su iletim hattı, Doğu Meydanı’na kadar devam ederek yağmur ve pis suların kontrollü biçimde bertaraf edilmesini sağlamıştır. Bu sistem, Roma Dönemi kent planlamasında altyapıya verilen önemi göstermektedir. Caddenin eğimli topografyasından dolayı döşeme bloklarının kaymasını önlemek amacıyla, toprağın içine diklemesine yerleştirilen yassı taşlarla kuzey-güney aksı boyunca destek setleri oluşturulmuştur. Yüzeydeki döşeme bloklarıyla aynı kotta hizalanan bu derin destek taşları, yürüyüş düzlemini bozmadan zemine yapısal bir direnç kazandırmıştır.
Yolun her iki yanında yer alan istinat ve sınır duvarlarının bazı bölümleri günümüze kadar korunmuş olup, yer yer 4 m yüksekliğe ulaşmaktadır. Cadde boyunca konutlara ve dükkânlara açılan girişler ile ara sokak bağlantıları da izlenebilmektedir. Tüm bu veriler, Tiyatro Caddesi’nin yalnızca bir geçiş aksı olmadığını, ekonomik faaliyetleri teşvik eden ve sivil yaşam alanlarını bünyesine alan dinamik bir yönü bulunduğunu da gözler önüne serer.
Akropolis yönünde ilerleyen ziyaretçiler, açılan bu yeni güzergâh boyunca antik yolu takip ederek, sırasıyla Doğu Nekropolü, Doğu Sur Kapısı, Doğu Meydanı, Doğu Meydan Anıtsal Kapısı, Fırın Yapısı, Güney Teras Konutları ve Anıtsal Kapı gibi kentin başlıca sektörleriyle karşılaşmaktadır. Bu yönüyle Tiyatro Caddesi, Aspendos’un farklı işlevlere sahip kamusal alanlarını birbirine bağlayan, kentin planlama anlayışını ve dolaşım sistemini günümüze yansıtan ana rotalardan birini oluşturmaktadır.
![]() |
![]() |
![]() |
Fırın
Forum’dan güneye doğru Tiyatro Caddesi’nde 120 metre kadar ilerlendiğinde, caddenin kuzey kanadında bir fırın ve ona bitişik dükkân (thermopolion/taberna) ile karşılaşılmaktadır. Gerçekleştirilen titiz kazı çalışmaları sayesinde büyük oranda bütüncül görünümüyle günümüze kazandırılan bu yapı, yeme-içme kültürüne özgü somut arkeolojik ögeleri de içermesi bakımından diğer örneklerden ayrılmaktadır. Pişmiş toprak tuğlalarla kubbe biçiminde inşa edilen fırın, Geç Roma Dönemi’nde şehrin ekmek ihtiyacını karşılayan ticari noktalardan biri olarak hizmet vermiştir. Antik kentlerde ekmek, günlük beslenmenin temel unsurlarından biri olup, fırınlar hem yerel halkın ihtiyaçlarını karşılayan hem de ticari yaşamın parçalarıdır ve genellikle işlek caddeler üzerine kurulmuşlardır.
Yerden yaklaşık 1 m yükseklikteki bir platform üzerine kurulan fırının doğu duvarında, yakıtın beslendiği “cehennemlik” bölümü bulunmaktadır. Bu bölüme odun atılarak fırının gerekli sıcaklığa ulaşması ve sıcaklığını koruması sağlanıyordu. Fırının hemen yanında yer alan dükkâna, cadde seviyesinden bir basamakla girilen ön karşılama holü üzerinden ulaşılmaktadır. Buradan üç basamakla doğudaki ana mekâna geçilmektedir. Giriş bölümünde kullanılan küçük sütunlar cepheye hareketlilik kazandırırken, taban döşemesinde tuğla ve taşın almaşık birlikteliği özgün bir görünüm sergiler. Bu yapı düzenlemesi, Aspendos’un ticari yaşamına ve Roma Dönemi’nde gıda üretimi ile satışının nasıl organize edildiğine ışık tutan ender arkeolojik bulgular arasında yer almaktadır.
Tiyatro Caddesi Doğu Meydanı
Tiyatro Caddesi üzerinde, Doğu Sur Hattı ile Doğu Anıtsal Kapı arasında uzanan geniş düzlükte yer alan yaklaşık 2700 m2lik alanı kaplayan Doğu Meydanı, antik kentin ana kavşak noktalarından biridir. Sur dışından, akropolisten ve kentin güney kapısından gelen yolların kesiştiği bu hareketli merkez, ziyaretçileri iki yapıyla karşılar: Meydanın doğusunda, kente hayat veren Eurymedon (Köprü Çay) Nehri’ni simgeleyen, “Aspendos Nehir Tanrısı Genç Eurymedon”un betimlendiği mozaikli yapı yer alırken; batı kenarında kentin ihtişamını vurgulayan anıtsal bir kapı bulunmaktadır.
Mozaikli Yapı
Aspendos Akropolisi ile Tiyatro’yu birbirine bağlayan Tiyatro Caddesi’nin Doğu Meydanı’nda yürütülen kazılarda özel bir yapı açığa çıkarıldı. Meydan ile sur duvarları arasında kalan ve günümüzden yaklaşık 1800 yıl öncesine tarihlenen bu yapının tabanında mozaik döşemeler yer almaktadır. Bilimsel değerlendirmeler sonucunda, başlangıçta bir havuzun tabanı olarak tasarlanan bu mozaik döşemeli alanın, MS 262 yılında yaşanan depremin ardından bir iç duvarla iki mekâna bölündüğü ve sonraki süreçte farklı kullanım amacına uygun biçimde düzenlendiği anlaşılmıştır.
Gün yüzüne çıkarılan mozaik taban; geometrik bezemeli bir pano ile merkezinde figüratif bir betimlemenin yer aldığı ikinci bir panodan oluşmaktadır. Tasvir edilen figür, bugün Köprü Çay olarak bilinen, taşıdığı alüvyonlarla kentin tarımsal üretimine can veren ve Aspendos’u denizaşırı ticaret ağlarına bağlayan nehri simgeleyen “Genç Eurymedon Nehir Tanrısı”dır.
Küçük mozaik taşlarıyla (tessera) ustaca işlenen, kusursuz renk geçişleri ve oranlara sahip eserde Nehir Tanrısı; elinde ve başında saz yapraklarıyla, içinden su dökülen bereket sembolü bir amphoraya yaslanmış halde betimlenmiştir. Etrafında karşılıklı yüzen balıklar sahnenin canlılığını ve suyun yaşam veren gücünü vurgular. Mozaik sanatında oldukça nadir rastlanan bu nehir tanrısı teması; sadece Aspendos’un sanatsal ihtişamını kanıtlamakla kalmayıp, Roma Dönemi Anadolu mozaik sanatına dair eşsiz bilimsel veriler sunmaktadır.
Anıtsal Kapı ve Çevresi
Tiyatro Caddesi’nin Doğu Meydanı’na bağlandığı noktada, kente gelenleri karşılayan anıtsal bir kapı yer almaktadır. Yapının tüm ayakları henüz tam olarak gün yüzüne çıkarılamamış olsa da çevrede bulunan süslü mimari bloklar bu girişin antik dönemdeki ihtişamını gözler önüne sermektedir.
Kapının hemen güneyine bitişik olarak inşa edilen ve üç basamakla ulaşılan apsidal planlı bir çeşme yapısı bulunmaktadır. Mimari kalıntılar hem anıtsal kapının hem de çeşmenin MS 2. yüzyılın son çeyreğinde inşa edildiğini göstermektedir. Yıkıntılar arasında bulunan önemli bir yazıt, bu yapıları kente kazandıran hayırseverleri ve inşanın hangi valinin yönetimi sırasında gerçekleştiğini belgelemesi açısından büyük bir tarihi değere sahiptir.
Burası sıradan bir geçiş noktası olmayıp, ziyaretçiler üzerinde güçlü bir etki bırakmak üzere tasarlanmış görkemli bir karşılama meydanıdır. Alanda bulunan Hermes, Aphrodite, Eros, Artemis, Nemesis, Tykhe, Asklepios gibi çok sayıda tanrı ve tanrıça heykeli, Roma İmparatorluğu’nun estetik gücünü ve sanatsal propagandasını yansıtan özel bir görsel şölen sunmaktadır.
Aspendos Doğu Nekropolisi
Aspendos’un doğu sur kapısından antik tiyatroya uzanan ve yamacı takip eden cadde üzerinde gerçekleştirilen kazılarda, kentin Doğu Nekropolisi ilk kez arkeolojik verilerle tespit edilmiştir. Caddenin kuzey kenarı ile güney yamacında ortaya çıkarılan mezarlar, Aspendosluların farklı dönemlerdeki ölü gömme gelenekleri ve toplumsal yaşamı hakkında önemli bilgiler sunmaktadır.
Caddenin kuzey kenarında, yol seviyesinin altında bulunan sandık mezar, nekropolün şimdiye kadar belirlenen en erken örneğidir. Mezar, MÖ 5. yüzyılın son çeyreği ile MÖ 4. yüzyıl arasına tarihlendirilmektedir. Aspendos’un arkeolojik verilerle yeterince tanınmayan Klasik Dönemi’ne ışık tutması bakımından büyük önem taşımaktadır.
Mezarın Sahibi Aspendoslu Bir Sporcu Olabilir: Tek bir bireyin gömüldüğü mezarda bronz bir olpe, bronz kyathos (kepçe), vücuttaki yağı temizlemek amacıyla kullanılan strigilis ve sekiz adet gümüş Aspendos sikkesi bulundu.
Özellikle antik dönemde sporcular tarafından kullanılan strigilis ile diğer mezar armağanları, mezar sahibinin sporla ilişkili bir kişi olabileceğini düşündürüyor. Bulgular, burada gömülen kişinin bir sporcu, hatta Aspendoslu bir güreşçi olabileceği yönündeki dikkat çekici düşünceyi gündeme getiriyor.
Aspendos Doğu Nekropolisi’nde ortaya çıkarılan mezar ve içerisindeki değerli buluntular, antik kentin Klasik Dönem’deki yaşamına, ölü gömme geleneklerine ve toplumsal yapısına ilişkin yeni bilgiler sunuyor.
Caddenin güney yamacında ön cepheleri kısmen açığa çıkarılan tonozlu mezarlar, ağırlıklı olarak Roma Dönemi özellikleri göstermektedir. Bu mezarlar, mimari düzenlemeleriyle dönemin karakteristik mezar tipleri arasında yer almaktadır.
Kazılarda ele geçen Hellenistik Dönem buluntuları ise alanın Klasik Dönem’den Roma Dönemi’ne uzanan süreçte mezarlık olarak kullanıldığını göstermektedir. Doğu Nekropolisi’nde farklı dönemlere ait mezarların bir arada bulunması, Aspendos’ta ölü gömme geleneklerinin zaman içerisindeki değişimini ve bu uygulamaların toplumsal yapıyla ilişkisini anlamamıza katkı sağlamaktadır.
Güney Teras Yapı Kompleksi
Tiyatro Caddesi Güney Terası, Aspendos’un Roma ve Geç Antik Dönem’deki gündelik yaşamına ışık tutan farklı komplekslerden oluşan özgün bir yerleşim alanıdır. Roma Devlet Bazilikası ile Tiyatro Caddesi arasında uzanan bu teras; konutların, üretim mekânlarının ve mahalle yaşamının bir arada bulunduğu kent dokusunu açıkça yansıtmaktadır.
2026 yılına kadar gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda, doğu-batı doğrultusunda uzanan ara sokaklarla bağlantılı dört yapı kompleksi ortaya çıkarılmıştır. Bu yapılar, farklı büyüklükleri ve plan özellikleriyle mahallede yaşayan insanların ihtiyaçlarına göre şekillenen yaşam alanlarını gözler önüne sermektedir. Yaklaşık 80 m² büyüklüğündeki Yapı 1, iki oda ve bir çeşmeden oluşmaktadır. Yaklaşık 250 m²’lik alanıyla terasın en büyük yapısı olan Yapı 2; dört mekân, bir işlik ve koridordan oluşan planıyla hem yaşam hem de üretim faaliyetlerinin aynı yapı içerisinde yürütüldüğünü düşündürmektedir. Yapı 2’deki mimari düzenlemeye kuzey alt kotta ek olarak bir çöp çukuru da ilave edilmiştir. Yaklaşık 65 m² büyüklüğündeki Yapı 3; dört odalı görece mütevazı bir konut örneğidir. Yapı 4 ise yaklaşık 110 m² genişliğindeki avlusuyla dikkat çekmekte ve açık alanların günlük yaşamda ne ölçüde değerli bir yere sahip olduğunu göstermektedir.
Özetle bu terasta, birbirine dar sokaklarla bağlanan, mozaik tabanlı ve zengin duvar süslemelerine (fresk ve stucco) sahip çok odalı konutlar tespit edilmiştir. Mermer kurna ve su kuyusu gibi donatılar, burada sivil konutların yanı sıra ticari faaliyeti yansıtan bir boya üretim atölyesinin? (işlik) de bulunduğuna işaret etmektedir. Ayrıca yapıların içerisinde mutfak işlevi gören mekanlar ile gıdaların saklandığı, anakayanın soğuk tutucu özelliğinden faydalanılan depolama alanları açığa çıkarılmıştır.
Kazılarda ele geçen mimari kalıntılar ile günlük kullanıma ait seramik, metal ve diğer küçük buluntular, bu mahallenin uzun süre iskân gördüğünü ve zaman içinde değişen ihtiyaçlara göre yeniden düzenlendiğini ortaya koymaktadır. Araştırmalar devam ettikçe, Aspendos’un Geç Antik Dönem kent yaşamına ilişkin yeni bilgilere erişilmesi beklenmektedir.
![]() |
![]() |
![]() |
Stadion
Antik Çağ’da stadionlar, başta koşu yarışları olmak üzere çeşitli atletizm müsabakalarının düzenlendiği, kent halkını bir araya getiren ve sportif ihtiyaçları karşılayan kamusal yapılardı. Aspendos Stadionu da kentin akropolisinin doğusunda, doğal topoğrafyadan yararlanılarak kuzey-güney doğrultusunda inşa edilmiştir. Tek sphendoneli (U planlı) düzeniyle dikkat çeken yapı yaklaşık dıştan dışa 220 m uzunluğunda ve 60 m genişliğindedir. Yaklaşık 8.000 seyirciyi ağırlayabildiği düşünülen stadion, Aspendos’un sportif yaşamının yanı sıra benzeri toplumsal etkinliklerine de ev sahipliği yapan bir niteliktedir. Günümüzde oturma sıralarının önemli bir bölümü toprak altında kalmış olsa da ayakta kalan kısımlar, tribünlerin kireçtaşı bloklarla ve tonozlu bir altyapı üzerine inşa edildiğini göstermektedir. Doğu ve batıdaki tonoz dizileri hem oturma basamaklarını taşımaktadır. Doğu tribününün altında yer alan tonozların bir kısmının dükkân, depo ya da yarışmalar sırasında kullanılan hizmet mekânları olarak değerlendirilmesi mümkündür.
Yapının günümüzde görülen mimari düzeni Roma İmparatorluk Dönemi özellikleri taşımakla birlikte, bazı araştırmacılar stadionun ilk inşa evresinin Hellenistik Dönem’e kadar uzanabileceğini ve Roma Dönemi’nde kapsamlı yenilemeler geçirdiğini değerlendirmektedir. Mimari veriler, yapının uzun süreli kullanım sürecinde farklı dönemlerde gerçekleştirilen müdahalelerin planlama ve taşıyıcı sistem üzerinde izlenebildiğini ortaya koymaktadır.
![]() |
![]() |
![]() |
Su Kemerleri
MS 2. yüzyıl sonlarından itibaren Roma İmparatorluk Dönemi’ne tarihlenen Aspendos Su Kemerleri, antik dünyanın mühendislik ve mimari kapasitesini gözler önüne seren en anıtsal yapılardan biridir. Büyüyen kentin su ihtiyacını kalıcı olarak karşılamak amacıyla inşa edilen bu komplike taşıma sistemi, suyunu Gökçepınar Mahallesi yakınlarındaki Gökçepınar ve Pınarbaşı kaynaklarından almaktadır. Kaynaktan çıkan su; kanallar, köprüler, tonozlu dehlizler ve tüneller aracılığıyla, dağları ve vadileri aşarak Aspendos’a kuş uçumu yaklaşık 15 kilometrelik bir mesafeden ulaştırılmaktaydı.
Roma hidrolik mühendisliğinin dehasını yansıtan bu sistemde en etkileyici kısım, iletim hattının kent merkezinden başlayarak tam 2 kilometre boyunca aralıksız takip edilebilen görkemli kemerli köprü ve ters sifon unsurlarıdır. Bu hat, Akdeniz coğrafyasında antik dönem su yönetimi stratejilerinin günümüze ulaşmış en nadir ve en iyi korunmuş örneklerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Sistem, vadideki basıncı dengelemek amacıyla inşa edilen ve yaklaşık 30 metre yüksekliğe ulaşan iki adet hidrolik rezervuar (su kulesi) ile büyük ölçüde sağlam durumdaki taş kemer köprüsüyle dikkat çekmektedir.
Tiberius Claudius Italicus isimli hayırsever bir varlıklının, su kemerinin inşası için 2 milyon denarii gibi muazzam bir bağışta bulunduğunu belirten bir yazıt saptanmıştır. Bu iddiayı doğrulayan epigrafik ve tarihsel verilerin netleşmesi adına bilimsel araştırmalar halen devam etmektedir. Ayrıca yapı üzerinde saptanan sonraki dönemlere ait farklı onarım ve kullanım izleri, su kemerlerinin yüzyıllar boyunca işlevini kaybetmeden kente hayat verdiğini göstermektedir. Aspendos Su Kemerleri, hem Roma mühendisliğinin ulaştığı teknik kapasiteyi yansıtan hem de antik kentlerin altyapı kültürünü anlamamıza olanak sağlayan evrensel bir arkeolojik mirastır. Bu Roma mühendislik ve mimarlığının üstün örneğini oluşturan anıtsal yapı, Aspendos Tiyatrosu ile 2015 yılından bu yana UNESCO Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’nde yer almaktadır.
![]() |
![]() |
![]() |
Roma – Selçuklu Köprüsü
Antik Dönem’de Eurymedon adıyla bilinen Köprüçay Nehri üzerinde yükselen Aspendos Roma-Selçuklu Köprüsü, Aspendos Akropolü’nün 3 km güneyinde ve nehrin Akdeniz’le buluştuğu noktanın yaklaşık 12 km kuzeyinde yer almaktadır. Antalya ile Side arasındaki güzergâhta konumlanan bu yapı, çevresindeki yerleşimleri birbirine bağlayarak bölgesel ulaşım ağında yüzyıllar boyu stratejik bir rol üstlenmiştir. Arkeolojik ve mimari bulgular, yapının bulunduğu geçiş noktasının Roma Dönemi’nde de kullanıldığını ve burada bir köprü yapısının mevcut olduğunu ortaya koymaktadır. Günümüzde ayakta olan köprü ise Selçuklu Dönemi’nde, eski Roma köprüsüne ait kalıntılar ve mevcut güzergâh değerlendirilerek yeniden inşa edilmiş; böylece antik dönemden itibaren önemini koruyan ulaşım hattının sürekliliği sağlanmıştır. Yakın geçmişte kapsamlı bir restorasyon ve koruma programından geçen tarihi yapı, yaklaşık 500 m güneyine inşa edilen modern köprünün hizmete girmesiyle birlikte araç trafiğine tamamen kapatılmıştır. Günümüzde bu eşsiz köprü, yalnızca taşıdığı kültürel miras değeriyle özenle korunan anıtsal bir eser olarak varlığını sürdürmektedir.
Köprü, Roma Dönemi’nde son büyük inşa evresini MS 4. yüzyılda geçirmiştir. Günümüze kadar ulaşabilen kalıntıları ile Roma Dönemi köprüsünün rekonstrüksiyon çalışmaları yapılmış ve dönemindeki uzunluğu yaklaşık 255-260 m, genişliği ise 9.50-10 m olarak hesaplanmıştır. Yıkılan bu anıtsal Roma köprüsünün temelleri üzerinde yükselen mevcut yapı ise kitabesi üzerinde yürütülen son araştırmalar doğrultusunda Anadolu Selçuklu Sultanı II. Gıyâseddin Keyhüsrev tarafından 1239-1240 yıllarında yeniden inşa ettirildiği anlaşılmıştır. Köprünün mimarisindeki en dikkat çekici unsur olan “kırıklı” (zikzaklı) hat, Selçuklu mimarlarının nehrin akıntısına direnen eski Roma taşıyıcı ayaklarını temel olarak kullanmasından kaynaklanmaktadır. Ana nehir geçişini sağlayan beş kemer ve sel taşkınlarının tahliyesi için tasarlanan iki yardımcı kemerle birlikte toplam yedi kemerden oluşan yapının en büyük kemeri, 16,30 m genişliğe ve nehir yatağından 11,20 m yüksekliğe ulaşmaktadır.
Selçuklu Dönemi’nde yeniden biçimlendirilen ve günümüze ulaşan köprü 225 m uzunluğundadır. Yapının yaya geçişine ayrılan tabliye (yürüme yolu) bölümünün genişliği 3,50-4,80 m aralığında seyretmektedir. Ancak köprünün yön değiştirerek zikzak çizdiği kırılma noktasında belirgin bir farklılık yaşanır; bu kavisli alanda tabliye genişliği yaklaşık 7 m’ye, köprünün toplam genişliği ise 7,60 m’ye kadar çıkmaktadır. Yapının mühendislik detayları incelendiğinde, kemerlerin iç yüzeylerinde inşaat aşamasında ahşap iskeleleri sabitlemek için açılmış kare biçimli “iskele yuvaları” göze çarpmaktadır. Ayrıca, nehrin şiddetli akıntısını bölerek taşıyıcı ayakları korumak amacıyla köprüye eklenen üçgen ve kare planlı “selyaranlar”, yapının en dikkat çekici özellikleri arasındadır.
Yüzyıllar boyunca bölgesel ulaşımın can damarı olan bu köprü, 17. yüzyılda Evliya Çelebi’nin gözlemleriyle de belgelendiği üzere, yalnızca bir geçiş noktası değil; çevresinde 40-50 bin kişinin akın ettiği devasa bir “Köprü Pazarı” ile sosyal hayatın da merkezi olmuştur.
![]() |
![]() |






































